Sofia Nine’nin tarifiyle yaptıkları Bozcaada Kurabiyesi’ni kesinlikle tatmalısınız. Biz hepsinin tadına bakmak için bir porsiyon karışık istedik ve en beğendiğimiz bademli Kavala kurabiyesi (Çiçek Pastanesi usulüyle Sofia Badem) ve damla sakızlı kurabiye oldu. 


Kahvaltıyı Bozcaada’da yapmayı planlıyorduk ve 1 gün öncesinden mekan araştırması yaptık. Bozcaada’nın “Rum Mahallesi” denilen bölgesinde ara sokakları dolaşırken bir gün öncesinde araştırdığımız tüm mekanları gördük ama çoğu daha açılmamıştı. Biz de tesadüfi Lalezar’ı seçtik. Mekan güzel, çevresi daha da güzel. Daha önce Bozcaada’ya giden arkadaşlarım adada domates reçeli tatmadan dönme demişti, hakikaten de reçel stantlarının hepsinde domates reçeli vardı. Ama domates reçeli yapan, hatta satan Lalezar’ın ne gariptir ki serpme kahvaltısında domates reçeli yoktu. Haliyle kahvaltıda tadamadım. Ama geri kalan her şey güzeldi. Bozcaada’nın yerlisi olan sahibiyle sohbet ettik biraz. Adada kışın ayrı, yazın apayrı bir hayatın olduğunu söyledi. Kışın herkes bağ bahçesiyle, yazınsa gelen turistlere verdikleri hizmetle geçimlerini sağlıyorlarmış. Lalezar’da kahvaltı etmeyecek olsanız bile buranın pişisini mutlaka tatmanızı öneriyorum, harikaydı. Hatta biz kahvaltı ederken, sahibi 2 tepsi sıcak sıcak pişiyi diğer kahvaltı mekanlarına götürdü. Fotoğrafta gördüğünüz 2 kişilik serpme kahvaltı + sınırsız çay için 50 TL fiyat ödedik, bence Bozcaada’da yüksek sayılabilecek bir sezon için normal bile denilebilir. 

Baş Döndürücü Bir Mavi: Bozcaada

Kahvaltımızı ettikten sonra sabahın erken saatlerinde başladık yürümeye. Hem Şirince’yi hem de Alaçatı’yı görmüş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Bozcaada hiçbirine benzemiyor. Bilmiyorum ama farklı bir havası var. Evet ziyaretçisi çok, evet belki çok bir esprisi de yok ama atmosferi çok farklı geldi bana. İnsanda bağımlılık yapan cinsten, gittiniz mi ayrılmak istemiyorsunuz. Ayrıldınız mı da “Bir daha ne zaman gidebilirim?”i düşünüyorsunuz.

/ bidunyayer

Bi Dünya Yer'i sosyal medyada takip etmek için:

Zeytin agaçlarının altında bir cennet...

/ bidunyayerr

Yürümeye devam ediyorum, adım başı farklı bir şey çıkıyor karşıma, hakikaten bir ara nereye bakacağımı şaşırdım. Sanmayın ki, Bozcaada'nın en ilginç yeri burası... Baktığınız her yerde hemen fotoğrafını çekmek isteyeceğiniz bir şey bulabilirsiniz. Bozcaada'da kahvaltı yaptığımız Lalezar'ın hemen bitişiğindeki bu gözlükçü benim favorim oldu.



Bozcaada’nın sembolik yerlerinden bir diğeri de meşhur "Bozcaada Kitapçısı". Ben oradayken kapalıydı. Zaten kapının üzerine de yazmış Selmin Hanım "Bazen kapalıdır." diye... Ayrıca bir de kapısında büyük harflerle "İçeriye lütfen fotoğraf çekmek için değil, kitap bakmak için giriniz." yazıyor. 


Selmin Hanım’ın meşhur Bozcaada Kitapçısı

Atölye Mislin

Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölüm mezunu ve 20 yıldır da Bozcaada’da yaşayan Cemil Onay, bir röportajında şöyle demiş: “Resimlerimin o duvarlarda, gizli yerlerde olması bilinçli, benim tercihim. Sanatı fazla göze sokmayı sevmiyorum. Tuvaletin duvarına resim yapsam herkes görecek, Göz Kırpan Kız’ın önünden geçip görmeyenler var. Gizli olması hoşuma gidiyor.” Ben Bozcaada’dan döndükten sonra Cemil Onay’ı araştırdığımda çok keyif almıştım röportajlarını okurken. 


Bozcaada’daki eserlerinin hikayesinden kendisine neden “Rüzgarı boyayan adam” dendiğine kadar birçok bilgiye ulaşabilirsiniz. Ayrıca Bozcaada'yı hikayeleriyle renklendiren Cemil Onay’ın çalışmalarını Instagram hesabından da takip edebilirsiniz.



Mesela ben ilk gittiğim standda tattığım domates reçelini hiç beğenmemiştim, çok tatlı gelmişti ve domateslerin ezilmiş olması hoşuma gitmedi. Diğerindeyse domatesler daha iri kalmış ve tat olarak da daha hafifti. Domates reçelinde çok fark etmedi ama cevizli süt reçeli tadım yaptığımda harikaydı, ev için aldığım kavanozdakini ise çok beğenmedim, arada tat farkı vardı. O yüzden size tavsiyem, eve alacaksanız küçük tadımlık kavanozlardan seçmeniz. Yapımı en meşakkatli olan ceviz reçeli, incir reçeli, gelincik (adada çok meşhur) reçeli ve üzüm reçeli de vardı. Küçük kavanozların tanesi genellikle 5 TL.

12.09.2017

Rıhtım Kafe

Biz gezerken çarşısı da yeni yeni açılıyordu. Biraz daha dolaştıktan sonra limanın orda biraz soluklanmak istedik. Rıhtım Kafe’ye oturduk ve Türk Kahvesi sipariş ettik. Likörü, purosu, okkalı Türk kahvesi derken, şık sunumları bizi bizden aldı. Ücreti de bu sunum ve manzaraya göre gayet iyiydi: 10 TL. Daha sessiz sakin bir yerde denize girmek ve merkeze yakın olmak isteyenlerin ilk tercihi burası oluyor çünkü kafede şezlong kiralama imkanınız da var. Öyle ya da böyle burada Türk kahvesi içmeden Bozcaada’dan ayrılmayın. 


Bu arada söylemeden geçmeyeyim, Bozcaada'dan her ne alırsanız alın, (üzüm, hediyelik eşya, yiyecek vb.) her şey kese kağıdıyla veriliyor size. Adada naylon tamamıyla yasakmış çünkü. Bozcaada’daki son duraklarımızdan biri de ününü daha gelmeden duyduğumuz Çiçek Pastanesi oldu. Bozcaada’nın hemen hemen her kafesinde meşhur Kavala kurabiyesi tadabilirsiniz, hem de envaiçeşidi var. Çiçek Pastanesi 1956’dan beri” pek meşhur kendileri. Menüsünde yazanı aynen aktarıyorum: “Çamlıhemşin’den çalışmak için gittikleri Çarlık Rusya’dan memlekete döndükten sonra da pastacılık ve fırıncılık mesleğini sürdüren ve bizlere emanet eden büyük dedelerimizden Hacı Tahir Efendi’nin adını yaşatmak için bizim elimizde bulunan “çok eski” bu tarifi güncelleyerek üretim programımıza dahil edip, sofralara ulaştırmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Ata mirası bu mesleğimizi sürekli zirvede tutarak ve yeni lezzetlerle siz değerli müşterilerimizi buluşturabilmek için çalışmalarımıza devam etmekteyiz.


Bozcaada gezimin başında sohbet ettiğim Lalezar’ın sahibinin “Adada su problemi çok, kışın iş yok, bağ bahçe varsa biraz iş yapıyorsun.” gibi sitemlerini dinleyince biraz düşündüm, hakikaten de bir adada yaşamak ya da adalı olmak nasıl bir şey acaba? 

​Latincede "isola", İtalyancada "isolea" ve İngilizcede "island" anlamına gelen ada sözcüğü, izole olma/izole kalmaktan türemiş. Adalı olmak, sürekli adada yaşamak ile adada tatil yapmak arasında dağlar kadar fark var şüphesiz. Yalnız adalı olanlarda gözlemlediğim bir şey var, hepsi de “az” ile çok mutlu olabiliyor ve hiçbirinin zengin olmak, çok para kazanmak gibi bir gayesi de yok. Adalıysanız, yardıma ihtiyacınız olduğunda tüm ipler maalesef ki hava koşullarının elinde oluyor. Sadece bu da değil, zaman zaman elektrik ve su problemleri de olabiliyor. Gürültü, kalabalık, karmaşa, kirlilik, vurdumduymazlık, samimiyetsizlik, korkmayın, bunların hiçbiri adaya adımını dahi atamıyor. Herkes kendi halinde geçinip gidiyor. Vapuru yakalama dışında adalıların hayatında pek de bir koşuşturmaca olmuyor aslında. Huzur mu? Hep yanı başlarında olduğuna eminim.

​​Yapmadan Dönme:

  • Rüzgar Tribünleri ve Göztepe’de güneşi batırmadan,
  • Ayazma, Habbele, Mitos, Akvaryum plajlarında yüzmeden,
  • Patiska (Karaf) Bağ Evi’nde şarap tadımı yapmadan,
  • Cafe at Lisa’s’ta İtalyan pizzalarını tatmadan,​
  • Ayazma Manastırı ve Meryem Ana Kilisesi’ni fotoğraflamadan,
  • Eski Kahve’de oturmadan,
  • Bozcaada Müzesi’ni gezmeden,
  • Bozcaada üzümlerinin tadına bakmadan (bak bunu yaptım işte!)


Bozcaada’dan dönmeyin. Ben yaptım siz yapmayın :)) Neyse ki, en yakın zamanda bir daha gideceğim. 

Bozcaada aslında uzun zamandan beri aklımdaydı ama Çanakkale’ye her gelişimde bir türlü gitmeye fırsat bulamamıştım. Çünkü en az bir gününüzü ayırmanız gereken bir yer Bozcaada. Yaklaşık 4-5 saat geçirdim Bozcaada’da. Türkiye’nin en büyük 3. adası için çok fazla bir süre değil ama sürekli “Bozcaada fotoğrafları”nda gördüğüm yerlerin birçoğunu gezmeme yetti. Konaklamamız Ezine’de olduğu için sabah erken kalkmamız ve Geyikli İskelesi’ne ulaşmamız gerekiyordu. Nitekim de öyle oldu, sabah 8.00 feribotuna yetiştik. Önce kendi aracımızla Bozcaada’ya geçmeyi düşündük ama sonra vazgeçtik, çünkü plaj ve koylarını başka bir Bozcaada seyahatine bırakmak istedik. Arabamızı Geyikli İskelesi’nin orada park ettikten sonra Gestaş feribotuna bindik. 2017 yılı güncel haliyle otomobil için 70 TL, yaya içinse 7 TL (gidiş-dönüş). Yani 2 kişi için 14 TL ödedik. Feribot yolculuğu yaklaşık 10-15 dakika sürdü. Daha iskeleye yanaşmadan tüm ihtişamıyla göz kırpan Bozcaada Kalesi karşıladı bizi. (Bozcaada Kalesi ile ilgili ayrı bir yazı yazmayı düşünüyorum.)

Paylaşmak güzeldir...

/ bidunyayer

Sonrasında birkaç eserini daha kadrajıma alma fırsatım oldu. Mesela bu eserinin adı “Göz Kırpan Kız”.



Kitap demişken en iyisi mi yazı daha fazla uzamadan şöyle en güzelinden bir kitap tavsiyesi ile yazıyı bitireyim:

Bozcaada’ya daha gitmeden sizi başka diyarlara götürecek olan bir kitap bu: 34 ayrı yazarın birbirinden güzel ada hikayelerinin yer aldığı “Bozcaada Öyküleri”. Kitaptaki öykülerden bazıları: “Mastika Kokulu Yalnızlık” – Esra Kutengil, “Batiskaf” – Serdar Çekinmez, “Çember” – Türkan Çim Işık, “Nasıl Bozcaada’ya Gidemedim” – Deniz Günal ve “Sahibidir Rüzgar”.

Bozcaada’ya gitmek…” İki sihirli sözcük. Ada orada bizi bekliyor her zaman. Tek yapmamız gereken bir sırt çantası hazırlamak belki, belki de hiç düşünmeden ilk otobüse yer ayırtmak.

– Kitaptan alıntı…

"İnsan isterse bir adada dünya yaratır." diyen Bozcaadalı Ressam Cemil Onay'ın birbirinden güzel eserlerini bulmak için adayı dikkatli gözlerle dolaşmanız gerekiyor. Benim de ilk karşılaştığım bu oldu. 



Bozcaada'da birbirine paralel iki sokak boyunca yan yana dizili reçel stantları var. Adanın en ünlüleri ise domates reçeli ve cevizli süt reçeli. Yalnız sizlere şöyle bir tavsiye verebilirim: Tadım yapmaktan hiç çekinmeyin ve birden çok standa gidin.